|
Ressam Nurten Köylü, Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde açtığı dördüncü kişisel
sergisinde bu kez suluboya resimleriyle sanatseverleri ağırladı. Genelde doğu
kültürü insanlarını yansıtan çalışmalarında, yoksulluğun içindeki yaşam
mücadeleleri, anneliğin kutsallığı, bebeklerin saflığı, çocukların masumiyeti
gibi ana hatlar ön plana çıkaran ve geniş bir renk yelpazesine sahip olan
sanatçı, fırçasıyla dağıttığı suda hüznü, sevinci, endişeyi hissettirdi…
Charlie Chaplin bir defasında, hayatta hiç kimsenin amatörlüğünü
aşabilecek kadar uzun yaşamadığını söylemişti. Bir çok sanatçı onun bu ifadesine
saygıyla katılıyor. Sanatın herhangi bir dalını icra etmek sürekli, asla
bitmeyen bir keşfetme, öğrenme sürecidir ki, sanatçı olmayı büyüleyici, tatmin
edici bir uğraş konumuna getiren bu olsa gerek…
Bursalı ressam Nurten Köylü
de içindeki keşfetme, öğrenme sürecini sürekli yenileyenlerden. Önceki karakalem
ve yağlıboya çalışmalarının ardından son dönemde özellikle suluboyaya yönelen
Köylü, boyanın suyun içinde özgürce dağılımının büyülü çekiciliği ile yeni
kişisel sergisini Şubat ayı içinde Tayyare Kültür Merkezi’nde açtı.
Suluboyanın akışkanlığındaki hız ve saydamlığı çalışmalarında rahatlıkla
gözlemleyebileceğiniz sanatçı, doğu kültürlerini ve insanını konu ettiği
çalışmalarında, sadece günümüzde bir dünya ayıbı olan yoksulluğa dikkat çekmekle
kalmıyor, anneliğin erdeminden çocukların saflığına geçişler yaparak bir dizi
ilginç portreyi karşımıza koydu.
Bu noktada, suluboya ile ilgili birkaç
önemli detaya da burada yer vermekte yarar var. Batı ülkelerinde
koleksiyoncuların gözde teknikleri arasında yer alan suluboya, hatayı kabul
etmemesi ve üzerinde fazla oynamaya olanak tanımaması nedeniyle genelde desenine
güvenen ve kararlı boyamayı seven sanatçılarca tercih ediliyor. Aynı resmin
birebir kopya edilememesi ve figürlü resimler yapmanın zorluğu, bu eserleri
ciddi koleksiyoncular için daha cazip hale getirirken, son 30 yılda üretilen
suluboya malzemelerin dayanıklılık ve kalite bakımından yağlıboyadan daha uzun
ömürlü olduğu biliniyor.
Dördüncü kişisel sergisinde suluboyayı tercih eden
ressam Nurten Köylü’nün birbirinden başarılı çalışmaları, onun yakın gelecekte
ününü Bursa hatta ülke sınırları dışına taşıyacağının en önemli
kanıtı…
Nurten Köylü, çalışmalarınızı kısaca anlatır mısınız?
Uzun
yıllar karakalem çalışmalarım oldu. Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde
ressam Emin İlter’le dört yıl çalıştım. Sonrasında bu işi farklı atölyelerde
sürdürdüm. Ressam Emre Altuğ ile ikibuçuk yıl karakalem ve yağlı boya çalıştım.
Baykuş Sanat Galerisi’nde ressam Çağlayan Aydoğdu’dan suluboya dersleri almaya
başladım. Kısa sürede suluboyanın aslında benim aradığım, kendimi bulduğum bir
alan olduğunu keşfettim. Boyanın suyun içinde özgürce dağılımı, lekelerle ifade
edilmesi bana ayrı bir haz ve mutluluk verir hep.
Suluboyada ne gibi
hedefleriniz var?
30 Ocak’ta Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde açılan
dördüncü kişisel sergim ilk kez suluboya çalışmalarımı içeriyor. Bundan dolayı
ayrı bir heyecan duyuyorum. Sık rastlanmayan bir konuyu suluboyada ele aldım.
Farklı kültürlerdeki insanların portrelerini, yaşam biçimlerini, varolma
çabalarını, kadınların hüzünlerini işlemeye çalıştım. Suluboya portre yapmak
oldukça riskli. Dağılan suda hüznü, sevinci, endişeyi hissettirmek çok
keyifli…
Sanatın başka bir dalıyla ilgileniyor musunuz?
Sanatın
farklı alanlarının beni geliştireceğini düşündüğüm için ayrıca, ayrıca ilgi
alanıma girdiği için heykel dersi almaya başladım. Sanatçı Bülent Ene’nin
atölyesinde halen bu dersleri sürdürüyorum. Atölye ortamları bana nefes aldığımı
hissettiriyor. Heykel kursu atölyesinde çamurla tanıştım. Çamura ellerimle şekil
vermek müthiş bir haz. Ve bu hazla beraber yaşamım renkleniyor, zamanın hızla
akıp gittiğini düşünüyorum.
Resim sanatıyla iç içe yaşayan biri olarak
duygularınızdan söz eder misiniz?
Yaşımın içinde olan karmaşa,
koşuşturma, telaşe ve pek çok şeyden resim çalışırken soyutlandığımı, farklı bir
boyuta geçtiğimi hissediyorum. Yaşama sevinciyle dolarken renklerin dünyasında
kaybolmak ruhumu yeniliyor. Küçük bir dünya oluşuyor ve bu küçük dünyamda
boyalarım, fırçalarım, hayallerim ve ben kalıyoruz evrende sadece. Beni saran bu
tür bir yalnızlık hissini seviyorum. Bu büyüleyici anlarda sezgilerim
güçleniyor, heyecanım artıyor, sözlerin değil boyaların, fırçaların dansı
başlıyor ellerimde, yüreğimde… İçsel bir seyahate çıkıyorum; bu esnada
sorgulamalar, yüzleşmeler, hayata dair, insana dair hesaplaşmalar… Modern
dünyaya hızla geçerken, getirdiği, götürdüğü değerler… Ve tüm bunlar romantik ve
duygusal bir şekilde resim çalışmalarımla birlikte beni içine alıp reel dünyadan
uzaklaştırıyor.
Çalışmalarınızda genelde nelerden
etkileniyorsunuz?
“Bir şeyler mi yaratmak istiyorsun, öyleyse başının
dikine git. Benliğinin o sarhoş edici garip derinliğine in, onu gün ışığına
çıkar” diyor ressam Gazi Sarısoy. Bu sözlerde olduğu gibi iç sesimiz en büyük
destekleyici ve tetikleyici oluyor.
Sanat yaşamınızda sizi duygulandıran
anlar neler?
Her sergimde, vefat eden eşimin ruhunun bir yerlerden beni
izlediğini, heyecanımı, mutluluğumu paylaştığını düşünürüm.
Sanat
dışındaki yaşamınızdan söz eder misiniz?
Uzun yıllar iş dünyasının
içindeydim. O dönemdeki mesleki koşuşturma ve yorgunluklar istemesem de beni
sanattan uzaklaşmak zorunda bırakıyordu. Daha sonra sanat sevgisi ağır basmaya
başladı ve iş hayatımı noktaladım. Kendime ayırdığım zaman çoğaldı. Okumak
isteyip de ertelediklerim, görmek istediğim yerlere seyahatlerim arttı. Bol bol
fotoğraf çekip, çalışmalarımda bunlara yer verdim. Ayrıca, aileme ve dostlarıma
ayıracak daha çok zaman bulabiliyorum. Yemek yapmayı seviyorum, böyle olunca da
sık sık misafir ağırlamak bir hobiye dönüştü. Sanatla uğraşan insanlarla oturup
sohbet etmekten büyük keyif alıyorum.
Türkiye’de sanata gösterilen ilgiyi
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yurtdışı seyahatlerde, farklı kültürlerdeki
insanların sanata olan ilgi, özen, ihtimamı beni çok etkiliyor. Sanata ve
sanatsevere verilen değer ülkemizdekiyle kıyaslanmayacak kadar farklı. Ama
gelişmekte olan ülkelerin kaderi bu. Refah düzeyi arttıkça, ekonomik gelecek
kaygıları azaldıkça, eğitimle beraber dilerim sanat da hak ettiği yere
gelir.
Eğer olanağınız olsaydı, plastik sanatlar için neler
gerçekleştirmek isterdiniz?
Birçok ilimizde öylesine yetenekli gençler
var ki, maalesef türlü nedenlerle pırıl pırıl bu genç yetenekler işlenmeden yok
oluyor. Geçim derdiyle yeteneklerinden uzaklaşıp farklı alanlara kayıyorlar. Bu
tür insanlara olanak tanımak, sanat merkezleri açmak, yarışmalar düzenleyerek
rekabet ortamı yaratmak, gençlerin meslek sahibi olmalarını sağlamak
isterdim.
Bursa’da açtığınız bu son kişisel serginizde izleyiciye nasıl
bir mesaj veriyorsunuz?
Yaşadığımız çevrenin, toplumun dışında öylesine
farklı kültürler yaşanmakta ki yeryüzünde… Geleneksel folklorik yaşamları
resimlerimle aktarmak istedim. Özellikle mistik olması, gizemi, farklı
kültürleri açısından doğu kültüründen insanları çalıştım. Yoksulluğun içinde
yaşam mücadeleleri, anneliğin kutsallığı, bebeklerin saflığı, çocukların
masumiyeti. Sanırım kısa süreli de olsa izleyici için uzakları yakın yapabilecek
bir sergi olacaktır.
Hayatta çok istediğiniz ama gerçekleşmeyen bir şey
var mı?
Anne olmayı çok isterdim. Bir canlıyı önce içinde hissetmek,
taşımak ve sonrasında adım adım büyüdüğünü izleyerek onu hayata hazırlamak
olağanüstü bir olay. Tüm annelere bundan dolayı saygım çok büyük.
Kaynak : MirrorMag Sanat Dergisi
|