Skip to content

Nurten Köylü Beytekin

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color black color cyan color green color red color
Ben Kimim arrow Basındaki Yazılarım arrow Sanatla yakınlaşır uzaklar
Sanatla yakınlaşır uzaklar Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Salı, 31 Temmuz 2007

Ressam Nurten Köylü, Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde açtığı dördüncü kişisel sergisinde bu kez suluboya resimleriyle sanatseverleri ağırladı. Genelde doğu kültürü insanlarını yansıtan çalışmalarında, yoksulluğun içindeki yaşam mücadeleleri, anneliğin kutsallığı, bebeklerin saflığı, çocukların masumiyeti gibi ana hatlar ön plana çıkaran ve geniş bir renk yelpazesine sahip olan sanatçı, fırçasıyla dağıttığı suda hüznü, sevinci, endişeyi hissettirdi…


Charlie Chaplin bir defasında, hayatta hiç kimsenin amatörlüğünü aşabilecek kadar uzun yaşamadığını söylemişti. Bir çok sanatçı onun bu ifadesine saygıyla katılıyor. Sanatın herhangi bir dalını icra etmek sürekli, asla bitmeyen bir keşfetme, öğrenme sürecidir ki, sanatçı olmayı büyüleyici, tatmin edici bir uğraş konumuna getiren bu olsa gerek…
Bursalı ressam Nurten Köylü de içindeki keşfetme, öğrenme sürecini sürekli yenileyenlerden. Önceki karakalem ve yağlıboya çalışmalarının ardından son dönemde özellikle suluboyaya yönelen Köylü, boyanın suyun içinde özgürce dağılımının büyülü çekiciliği ile yeni kişisel sergisini Şubat ayı içinde Tayyare Kültür Merkezi’nde açtı.
Suluboyanın akışkanlığındaki hız ve saydamlığı çalışmalarında rahatlıkla gözlemleyebileceğiniz sanatçı, doğu kültürlerini ve insanını konu ettiği çalışmalarında, sadece günümüzde bir dünya ayıbı olan yoksulluğa dikkat çekmekle kalmıyor, anneliğin erdeminden çocukların saflığına geçişler yaparak bir dizi ilginç portreyi karşımıza koydu.
Bu noktada, suluboya ile ilgili birkaç önemli detaya da burada yer vermekte yarar var. Batı ülkelerinde koleksiyoncuların gözde teknikleri arasında yer alan suluboya, hatayı kabul etmemesi ve üzerinde fazla oynamaya olanak tanımaması nedeniyle genelde desenine güvenen ve kararlı boyamayı seven sanatçılarca tercih ediliyor. Aynı resmin birebir kopya edilememesi ve figürlü resimler yapmanın zorluğu, bu eserleri ciddi koleksiyoncular için daha cazip hale getirirken, son 30 yılda üretilen suluboya malzemelerin dayanıklılık ve kalite bakımından yağlıboyadan daha uzun ömürlü olduğu biliniyor.
Dördüncü kişisel sergisinde suluboyayı tercih eden ressam Nurten Köylü’nün birbirinden başarılı çalışmaları, onun yakın gelecekte ününü Bursa hatta ülke sınırları dışına taşıyacağının en önemli kanıtı…

Nurten Köylü, çalışmalarınızı kısaca anlatır mısınız?

Uzun yıllar karakalem çalışmalarım oldu. Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde ressam Emin İlter’le dört yıl çalıştım. Sonrasında bu işi farklı atölyelerde sürdürdüm. Ressam Emre Altuğ ile ikibuçuk yıl karakalem ve yağlı boya çalıştım. Baykuş Sanat Galerisi’nde ressam Çağlayan Aydoğdu’dan suluboya dersleri almaya başladım. Kısa sürede suluboyanın aslında benim aradığım, kendimi bulduğum bir alan olduğunu keşfettim. Boyanın suyun içinde özgürce dağılımı, lekelerle ifade edilmesi bana ayrı bir haz ve mutluluk verir hep.

Suluboyada ne gibi hedefleriniz var?

30 Ocak’ta Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde açılan dördüncü kişisel sergim ilk kez suluboya çalışmalarımı içeriyor. Bundan dolayı ayrı bir heyecan duyuyorum. Sık rastlanmayan bir konuyu suluboyada ele aldım. Farklı kültürlerdeki insanların portrelerini, yaşam biçimlerini, varolma çabalarını, kadınların hüzünlerini işlemeye çalıştım. Suluboya portre yapmak oldukça riskli. Dağılan suda hüznü, sevinci, endişeyi hissettirmek çok keyifli…

Sanatın başka bir dalıyla ilgileniyor musunuz?

Sanatın farklı alanlarının beni geliştireceğini düşündüğüm için ayrıca, ayrıca ilgi alanıma girdiği için heykel dersi almaya başladım. Sanatçı Bülent Ene’nin atölyesinde halen bu dersleri sürdürüyorum. Atölye ortamları bana nefes aldığımı hissettiriyor. Heykel kursu atölyesinde çamurla tanıştım. Çamura ellerimle şekil vermek müthiş bir haz. Ve bu hazla beraber yaşamım renkleniyor, zamanın hızla akıp gittiğini düşünüyorum.

Resim sanatıyla iç içe yaşayan biri olarak duygularınızdan söz eder misiniz?

Yaşımın içinde olan karmaşa, koşuşturma, telaşe ve pek çok şeyden resim çalışırken soyutlandığımı, farklı bir boyuta geçtiğimi hissediyorum. Yaşama sevinciyle dolarken renklerin dünyasında kaybolmak ruhumu yeniliyor. Küçük bir dünya oluşuyor ve bu küçük dünyamda boyalarım, fırçalarım, hayallerim ve ben kalıyoruz evrende sadece. Beni saran bu tür bir yalnızlık hissini seviyorum. Bu büyüleyici anlarda sezgilerim güçleniyor, heyecanım artıyor, sözlerin değil boyaların, fırçaların dansı başlıyor ellerimde, yüreğimde… İçsel bir seyahate çıkıyorum; bu esnada sorgulamalar, yüzleşmeler, hayata dair, insana dair hesaplaşmalar… Modern dünyaya hızla geçerken, getirdiği, götürdüğü değerler… Ve tüm bunlar romantik ve duygusal bir şekilde resim çalışmalarımla birlikte beni içine alıp reel dünyadan uzaklaştırıyor.

Çalışmalarınızda genelde nelerden etkileniyorsunuz?

“Bir şeyler mi yaratmak istiyorsun, öyleyse başının dikine git. Benliğinin o sarhoş edici garip derinliğine in, onu gün ışığına çıkar” diyor ressam Gazi Sarısoy. Bu sözlerde olduğu gibi iç sesimiz en büyük destekleyici ve tetikleyici oluyor.

Sanat yaşamınızda sizi duygulandıran anlar neler?

Her sergimde, vefat eden eşimin ruhunun bir yerlerden beni izlediğini, heyecanımı, mutluluğumu paylaştığını düşünürüm.

Sanat dışındaki yaşamınızdan söz eder misiniz?

Uzun yıllar iş dünyasının içindeydim. O dönemdeki mesleki koşuşturma ve yorgunluklar istemesem de beni sanattan uzaklaşmak zorunda bırakıyordu. Daha sonra sanat sevgisi ağır basmaya başladı ve iş hayatımı noktaladım. Kendime ayırdığım zaman çoğaldı. Okumak isteyip de ertelediklerim, görmek istediğim yerlere seyahatlerim arttı. Bol bol fotoğraf çekip, çalışmalarımda bunlara yer verdim. Ayrıca, aileme ve dostlarıma ayıracak daha çok zaman bulabiliyorum. Yemek yapmayı seviyorum, böyle olunca da sık sık misafir ağırlamak bir hobiye dönüştü. Sanatla uğraşan insanlarla oturup sohbet etmekten büyük keyif alıyorum.

Türkiye’de sanata gösterilen ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yurtdışı seyahatlerde, farklı kültürlerdeki insanların sanata olan ilgi, özen, ihtimamı beni çok etkiliyor. Sanata ve sanatsevere verilen değer ülkemizdekiyle kıyaslanmayacak kadar farklı. Ama gelişmekte olan ülkelerin kaderi bu. Refah düzeyi arttıkça, ekonomik gelecek kaygıları azaldıkça, eğitimle beraber dilerim sanat da hak ettiği yere gelir.

Eğer olanağınız olsaydı, plastik sanatlar için neler gerçekleştirmek isterdiniz?

Birçok ilimizde öylesine yetenekli gençler var ki, maalesef türlü nedenlerle pırıl pırıl bu genç yetenekler işlenmeden yok oluyor. Geçim derdiyle yeteneklerinden uzaklaşıp farklı alanlara kayıyorlar. Bu tür insanlara olanak tanımak, sanat merkezleri açmak, yarışmalar düzenleyerek rekabet ortamı yaratmak, gençlerin meslek sahibi olmalarını sağlamak isterdim.

Bursa’da açtığınız bu son kişisel serginizde izleyiciye nasıl bir mesaj veriyorsunuz?

Yaşadığımız çevrenin, toplumun dışında öylesine farklı kültürler yaşanmakta ki yeryüzünde… Geleneksel folklorik yaşamları resimlerimle aktarmak istedim. Özellikle mistik olması, gizemi, farklı kültürleri açısından doğu kültüründen insanları çalıştım. Yoksulluğun içinde yaşam mücadeleleri, anneliğin kutsallığı, bebeklerin saflığı, çocukların masumiyeti. Sanırım kısa süreli de olsa izleyici için uzakları yakın yapabilecek bir sergi olacaktır.

Hayatta çok istediğiniz ama gerçekleşmeyen bir şey var mı?

Anne olmayı çok isterdim. Bir canlıyı önce içinde hissetmek, taşımak ve sonrasında adım adım büyüdüğünü izleyerek onu hayata hazırlamak olağanüstü bir olay. Tüm annelere bundan dolayı saygım çok büyük.

 

Kaynak : MirrorMag Sanat Dergisi